İçeriğe geç

ZOHAR NEDİR?

Zohar, halihazırda ruhlarının köküne (köken) kadar olan yüksek manevi derecelere erişmeyi başarmış insanlara rehberlik etmeye yönelik Tora üzerine yazılmış yorumların bir koleksiyonudur.

Zohar ruhları evrim geçirdikçe kişilerin deneyimleyeceği bütün manevi durumları içerir.

Sürecin sonunda, ruhlar Kabalistlerin “ıslahın sonu” olarak bahsettiği, manevi bütünlüğün en yüksek seviyesine erişirler.

Manevi edinimi olmayanlara, Zohar her kişi tarafından farklı algılanabilecek ve yorumlanabilecek bir alegoriler ve efsaneler koleksiyonu gibi bir anlama gelir. Fakat manevi edinim sahipleri için örneğin Kabalistler, Zohar kişinin daha derin ve yüksek algı ve hissiyatı keşfetmek için yerine getirdiği içsel aksiyonlar için pratik bir rehberdir.

ZOHAR KİM İÇİNDİR?

Bir nolu cevapta belirtildiği üzere, Zohar zaten manevi algıya erişmiş insanlar içindir. Zohar seviyelerin manevi merdiveninde 125 seviyenin hepsini edinmiş Rav Shimon Bar Yochai’nin (Rashbi)tasvirlerini içerir. Rashbi tüm manevi yolu anlatmış ve ona Zohar olarak isimlendirmiştir. (İbranicede”ışıma”)

Zohar öyle bir şekilde yapılandırılmıştır ki sadece belli bir manevi seviyeye erişmiş olanlar Zohar’da okuduklarından faydalanabilirler. Zohar’I çalışmadan önce, kişinin Zohar’daki metni doğru şekilde anlamayı öğreten diğer metinleri çalışamaya ihtiyacı vardır.

ZOHAR’I KİM VE NE ZAMAN YAZDI?

Bütün Kabalistlere gore ve kitabın başlangıcında yazdığı üzere, Zohar, 2inci ve 3üncü yüzyıllarda yaşamış Rav Shimon Bar Yochai (Rashbi) tarafından yazıldı. Skolastik çevrelerde Zohar’ın Kabalist Rav Moshe de Leon tarafından 11inci yüzyılda yazıldığına dair görüşler vardır. Bu görüş, kitabın Rashbi tarafından yazıldığını söyleyen Rav Moshe de Leon’un kendisi tarafından yalanlanmaktadır.

Kabalistik yaklaşımda, Zohar’ın neden yazıldığı sorusu, kimin tarafından yazıldığı sorusundan çok daha önemlidir. Zohar’ın amacı ruhlarının kökenini edinmek için insanlara bir rehber olmaktır.

Kişinin ruhunun kökenine giden bu yol, 125 dereceden oluşur. Rav Yehuda Ashlag bu aşamaları geçmiş ve kitabın yazarıyla aynı algıyı paylaşan bir Kabalist Zohar’ın yazarının Rashbi’den başkası olmadığını görür.

ZOHAR NEDEN ÇOIK UZUN SÜRE GİZLENMİŞTİR?

Zohar, M.S 2. ve 11. yy.lar arasında onun bilgeliğini anlamaya muktedir insanların zamanına kadar, 900 yıl boyunca saklı tutulmuştur. İnsanların ona ihtiyacı yoktu ve içeriğini yanlış anlayabilirlerdi.

Ancak M.S 16.yy’da Kabalanın kökenlerini açıklayan bir kabalist çıktı – Kutsal Ari, Rabbi Isaac Luira(1534–1572). Ari kendi zamanından itibaren Kabalanın herkes için çalışılmaya açık olduğunu ifade etmiştir.

Ari’nin çalışmalarına tefsirler ve Zohar ancak 20 yy’da görüldü-ki bu yüzyıl insan arzularının tarihinde ateşli patlamaları gördü. Bu yüzyıl boyunca benzersiz bir ruh ortaya çıktı, Rabbi Yehuda Ashlag (Baal HaSulam). Baal HaSulam bizim neslimizin anlayabileceği şekilde Kabala bilgeliğini açıkladı. Daha ötesi Baal HaSulam, Ari’nin çalışmalarına ve Zohar’a tefsirler yazan 20.yy’ın tek kabalistiydi.

Bu demek değildir ki ondan önce büyük kabalistler yoktu. Ancak onların çalışmaları günümüz öğrencileri tarafından kolaylıkla anlaşılmadı. Bugünün kabala için popüler yüksek talebi, bizim neslimizin onun evrensel mesajını özümseme ve hayatlarımızın kökenini ve ona nasıl erişimini konuşan otantik metinleri kavramaya hazır olduğunu doğrular.

ZOHAR HAKKINDA DAHA FAZLA BİLGİ NEREDE BULABİLİRİM?

Bugün bile Zohar, doğrudan anlaşılamamakta ve hissedilememektedir. Kişi kitaba yaklaşmadan önce, maneviyatın ön anlayışına ihtiyaç duyar. Zamanımızın en büyük kabalisti Rabbi Yehuda Ashlag ( Baal HaSulam), kişinin çalışmasından önce kitaba derin yaklaşımına tam olarak rehberlik eden Zohar’a girişler yazdı.

Öyle ki bu makaleler daha üst realiteyi algılaması için kişinin manevi niteliklerini geliştirir. Ek olarak bu metinler Zohar’daki terimlere, ifadelere ve anlayışlara nasıl yaklaşılacağı bilgisini sağlar. Manevi edinim için bu metinlerin bir rehber olarak daha verimli kullanmak için insan aklına eğilimli formdan yani maddeleştirilmiş tariflerin içinde kaybolmaktan kaçının.

Bnei Baruch sadece bu girişleri sağlamaz bunun yanı sıra Zohar’dan alınmış, kısaltılmış makalelerden oluşan ve bu anlayışlarla nasıl hazırlanacağıyla ilgili ücretsiz dersler verir.

Zohar’ı keşfetmek demek içsel dünyanızı ve sınırsız potansiyelimizi keşfetmek demektir. Bnei Baruh manevi ilerleyişinizde sizlere başarılar diler.

Zohar Kitabına Giriş

1) Bu girişte sanki basitmiş gibi gözüken konuları netleştirmek istiyorum. Herkesin üzerinde durduğu konular ve bunları netleştirmek uğruna çok mürekkep akıtıldı. Ancak bu konuları netleştirecek somut ve yeterli bilgiye ulaşamadık. Sorular şöyle:

1. Özümüz nedir?

2. Gerçeğin uzun ve küçük halkalardan ibaret zincirinde rolümüz ne?

3. Kendimizi incelersek ne kadar yolsuz ve bozuk olduğumuzu görürüz. Ancak bizi yaratıp işleteni incelersek en yüce seviyede olma zorunluluğumuz var zira O’ndan dahayüceltilebilecek birisi yoktur. Gereklilikten dolayı mükemmellikten sadece mükemmel eylemler çıkar.

4. Aklımız O’nun tümüyle iyi oluğu düşüncesini gerekli kılıyor, yani kıyaslanamaz. Peki, o zaman nasıl olurda hayatları boyunca bir sürü ıstırap ve acı içinde hayatını geçiren yaratılan varlık yaratabilir? İyi olanın doğasında iyilik yapmak yok mu, ya da en azından zarar vermemek?

5. Nasıl olurda, sonsuz, başı sonu olmayan, ömrünün sonu olan, ölecek ve geçici varlıklar yaratır?

2) Tüm bunları netleştirmek uğruna, öncelikle biraz araştırma yapmalıyız. Tabi ki Tanrı korusun ki hiç bir şekilde algılanamayan, düşünülemeyen ve tümüyle yasak olan O’nun özü ile ilgili değil. Ancak, sorgunun gerektiği yer O’nun yaptıklarına yönelik sorgudur, Tora’nın yazdığı gibi: “babanın Tanrı’sı nı bil ve O’na hizmet et” ve birlik şiirinde yazdığı gibi: “Seniyaptıklarından biliriz.”

Soru 1: Yeni bir yaratılışı nasıl kafamızda canlandırabiliriz, yani yeni bir şeyi, O’nun parçası olmayan bir şeyi, zira aklı başında olan her kese barizdir ki O’nun parçası olmayan hiç bir şey yoktur? Kişi kendisinde olmayan bir şeyi verebilir mi?

Soru 2: Eğer O’nun yüceliği açısından dersek, O elbette yoktan var edebilir, yani O’nun içinde olmayan bir şeyi, ancak bu bir soruyu beraberinde getiriyor – O’nun içinde olmayan ve tümüyle yoktan ve yeni var edilen o realite nedir?

Soru 3: Kabalistlerin söyledikleriyle ilgili, kişinin ruhu Tanrı’nın bir parçasıdır, şöyle ki O’nun la ruh arasında bir fark yoktur, O “bütündür” ve ruh “parçadır”. Bu durumu dağdan oyup çıkartılmış bir kaya parçasına benzetirler, dağ “bütündür” ve kaya ise “parça”. Dolayısıyla sormalıyız: dağdan bu amaç için yapılan bir çekiç ile kopartılan parça, “bütünden” bir “parça” ayırıyor. Ancak O’nun la ilgili bunu nasıl hayal edebiliriz, O kendi özünden bir parça ayıracak, yani bir ruh, ve sadece O’nun özü olarak anlaşılabilecek?

3) Soru 4: Kötü Taraf ve kabuklar O’nun kutsallığının öteki ucudur, daha uzak bir ye yoktur, ancak nasıl olurda kutsallıktan alınarak yapılabilir ve dahası onu muhafaza edebilir?

Soru 5: Ölülerin canlanması konusu: Beden son derece değersiz bir şey olduğundan, doğuşundan ölüme mahkûmdur ve yok olup gömüleceği bellidir. Dahası, Zohar beden tümüyle çürümeden ve hala kalıntıları varsa, ruh Cennetteki yerine çıkamaz. Peki neden ölülerin canlandırılacağı günde neden geri dönmek zorunda? Yaratan ruhları beden olmadan memnun edemez miydi? Daha da kafa karıştırıcısı atalarımızın şu sözleri, ölüler kusurlarıyla dirilecekler ki başkasıyla karıştırılmasınlar ve akabinde O kusurlarını ıslah edecek. Şunu da anlamalıyız, başkalarıyla karışmamalarına Tanrı neden aldırsın ki, zira onları tekrar hatalarıyla canlandıracak ve Kendisi ıslah etmek zorunda olacak?

Soru 6: Atalarımızın dediklerine istinaden, adam yaratılışın merkezi, tüm üst dünyalar ve bu fiziksel dünya içindeki her şeyle onun için yaratıldı ve insana her şeyin kendisi için yaratıldığına inanması gerektiğine mecbur bıraktılar. Bunu anlamak zor, bu önemsiz varlık üst dünyaları bir kenara bırakalım ki onların yüceliği ölçülemez, yaratılışın bir tutamından fazlasını idrak edemezken, Yaratan neden Kendisini bu zahmete sokup da yarattı ki? Ayrıca insan neden böyle bir şeyi de istesin ki?

4) Bu soruları anlayabilmenin püf noktası sona başlayarak başlamaktır, yani yaratılışın amacına. Zira hiç bir şey süreç esnasında anlaşılmaz, ancak sonunda anlaşılır. Barizdir ki amaçsız bir eylem olmaz, sadece bir deli amaçsız hareket edebilir.

Biliyorum ki bazıları sırtlarına Tora ve sevabı yük olarak alır ve Yaratan evreni yarattı ve sonra da terk etti, çünkü yaratılanlar değersiz ve Yaratan’ın yüceliği gereği bizlerin gereksiz ve anlamsız hayatımızı izlemesinin bir anlamı yok. Elbette cahilce konuşmuşlar, zira kendimizi kötü niteliklerimizle kendimizin yarattığı kararına varmadan, alçak ve değersiz halimizle ilgili yorum yapamayız.

Bu arada Yaratan’ın her yönüyle mükemmel olduğuna karar veriyoruz, ancak bizi, tüm beğenilen ve tüm rezil nitelikleriyle beraber tasarlayan ve bedenlerimizi yaratan O, ancak elbette mükemmel bir ustadan mükemmel olmayan bir iş çıkmaz zira her iş yapanın şahididir. Eğer terzi kötü bir elbise yaptıysa, elbisenin ne suçu olabilir ki?

Talmud’da (Taanit 20) şöyle yazar: Rav Elezar çok çirkin bir adamla karşılaşır. Sonra dedi ki: “Bu adam ne kadar çirkin.” Adam ceap verir: “Bu yarattığın şey ne kadar çirkin – diye beni yapan ustaya söyle.” Bu yüzden bizim değersiz ve alçaklığımızdan dolayı Yaratan’ın bize bakmadığını ve terk ettiğini iddia etmek sadece kişinin açıkça kendi cahilliğini göstermesidir.

Bir hayal etmeye çalışın, bir adamla tanıştınız, bir varlık yaratıyor ve tüm hayatını acı ve ıstırap geçirerek yaşamasını sağlıyor, bizim gibi ve dahası arkasını dönüp arkasından bakmıyor bile biraz yardım etmek için. Böyle bir kişiye gözümüzde nasıl aşağılık ve adi görürdük? O’nun ile ilgili hiç böyle bir şey düşünülebilir mi?

5) Dolayısıyla mantıken, yüzeyde olanlarla gerçeğin tersini anladığımızı söyleyebiliriz ve gerçekten asil ve değerli, son derece önemli ve bizi yapan ustaya layık olduğumuza karar verebiliriz. Eğer bedenimizde hata bulmak isterseniz, kendinize ne bahane verirseniz verin her şey Yaratan’da bitiyor, bizi içimizdeki doğayla yaratan O ve bariz ki bizi biz yaratmadık O yarattı.

Aynı zamanda içimizde yaratmış olduğu doğamızdan ve niteliklerimizden gelen tüm koşulları O bilir. Daha önce söylediğimiz gibi, eylemin sonunu düşünmeliyiz. O zaman her şeyi anlayabiliriz, şöyle denildiği gibi: “Bir aptala bitmemiş bir işi gösterme.”

6) Atalarımız bize Yaratan’ın yaratılışı başka hiç bir amaç için yaratmadığını söylerler, yaratılanlarını mutlu etmek. İşte bu noktaya aklımızı ve kalbimizi yönlendirmeliyiz, çünkü yaratılışın düşüncesi O’nun yaratılanlarına ihsan etmesidir, bunun içindir ki ruhları O’nun vermeyi düşündüğü miktar kadarını alma arzusu ile yarattı. Her hazzın ve mutluluğun ölçüsü, bunu almak isteyen arzunun ölçüsüne bağlıdır. Alma arzusu ne kadar büyük olursa o kadar büyük haz olur, ne kadar az olursa aldığından duyduğu haz da o kadar az olur.

Dolayısıyla yaratılışın düşüncesi, aşırı bir alma arzusunun yaratılışını gerektiriyor ki Yüce Yaratan’ın ruhlara vermek istediği muazzam hazza uygun olsun. Zira büyük bir haz büyük bir arzu ile el ele olmalıdır.

7) Bunu öğrenir öğrenmez ikinci soruyu tüm netliğiyle anlamış bulunuyoruz. Zira net olarak alacağımız kararları hangi gerçeğe oturtacağımızı öğrendik, bu O’nun özünün bir parçası değil, yoktan var olan. Şimdi yaratılışın düşüncesinin O’nun yaratılanlarına ihsan etmek istediği olduğunu kesin olarak bildikten sonra, O’nun ihsan etmek istediği ölçü kadar alma arzusunu yaratması vermek istediği haz ve mutluluk için gereklilikti. Dolayısıyla görüyoruz ki bu alma arzusu ruhların yaratılışından önce elbette O’nun özünde yoktu, zira O kimden alabilir ki, alma niteliği O’nda olan bir nitelik değil.

Bu doğrultuda ve yaratılışın düşüncesine göre görüyoruz ki alma arzusu dışında bir şeyin yaratılmasına gerek yoktu. Bu yeni varlık O’nun tüm yaratılışın düşüncesini vermek istediği şeylerle doldurmak için yeterliydi. Ancak yaratılışın düşüncesindeki tüm doyum, yani bize vermek istediği tüm iyilik, direkt O’nun özünden ruhlarda ki kocaman alma arzusuna gelir ve onları tekrar yaratma ihtiyacı duymaz çünkü zaten onlar var olandan var. Görüyoruz ki yeni olan yaratılan baştan sona sadece “alma arzusu”.

8) Şimdi Kabalistlerin üçüncü soru da sormak istediklerini anlayabiliriz. Ruhların Tanrı’nın bir parçası olduğunu söylemelerini merak etmiştik, tıpkı dağdan kopartılan bir kaya parçası gibi, aralarında bir fark olmadığını ama sadece bir tanesi “parça” ve diğeri “bütün”. Şunu merak ettik: dağdan bir aletle kesilen bir parça kaya ayrılabilir demek bir şey ama O’nun özüyle ilgili bunu nasıl diyebiliriz ki? Peki, ruhlar neyle O’nun özünden ayrıldı ve O’nun dışına çıkıp varlık haline geldiler?

Yukarıdan anlaşıldığı gibi nasıl bir balyoz fiziksel bir objeyi kırıp ikiye ayırıyorsa, manevi form değişikliği de ikiye ayırır. Örneğin, bir birini seven iki kişi birbirlerine tek bedenmiş gibi tutunurlar ve birbirlerinden nefret ederlerse doğu ve batı kadar birbirlerinden uzaktırlar. Ancak burada yakın ve uzak diye bir şey yok, sadece bir form benzerliği belirtiliyor, formlarının aynı olması, şöyle ki her biri diğerinin sevdiği şeyleri seviyor ve sevmediklerini sevmiyor, bu durumda sevgili olur birbirlerine tutunurlar.

Eğer aralarındaki formda değişiklik olursa, şöyle ki bir tanesi diğerinin nefret ettiği bir şeyi severse, o zaman formlarının farklı olduğu kadarıyla birbirlerinden uzaktırlar ve nefret ederler. Eğer, örneğin formları zıt olursa şöyle ki birinin sevdiği her şeyden diğeri nefret ederse ve sevdiği her şeyden diğeri nefret ederse o zaman birbirlerinden doğu ve batı kadar uzaktırlar, yani bir uçtan bir uca.

9) Görürüz ki maneviyatta form farklılığı iki şeyi bir birinden kesip ayıran bir balta gibidir ve aralarındaki mesafe form zıtlığına orantılıdır. Bu durumdan öğreniyoruz ki; haz alma arzusu ruhumuza işlenmiştir ve bu form Yaratan’da olmadığı için, zaten O kimden alabilir ki, ruhların sahip olduğu bu form farklılığı ruhları O’nun özünden ayırır, tıpkı bir baltanın bir kaya parçasını bir dağdan ayırdığı gibi. Bu farktan dolayı ruhlar Yaratan’dan ayrıldı ve varlıklar oldular. Ancak, ruhların O’nun ışığından edindiği her şey bize vardan var olan O’nun özünden gelir.

Dolayısıyla kaplarında (alma arzusunda) alabildikleri ışık kadarıyla Yaratan ile aralarında bir fark yoktur. Demektir ki alma arzusu olan kaplarına aldıkları ışıkla birlikte Yaratan’dan ayrı çünkü alma koşulundan dolayı form farklılığıyla alınmakta ve zaten bu koşul “bütün”den ayıran ve “parça” yapan koşul. Bu yüzden aralarında ki tek fark birisinin “bütün” diğerinin “parça” olmasıdır, bir dağdan kesip alınan bir parça kaya gibi. Bu konuyu çok iyi sindirin zira bu böyle yüce bir kavram üzerine daha fazla konuyu açmak imkansızdır.

10) Şimdi dördüncü soruyu anlayabiliriz: nasıl olurda O’nun Yüceliğinden bizleri pisleterek kabuklarda yaşatan bir koşul olabilir, zira bu O’nun Kutsallığının zıt ucu ve nasıl olur da O böyle bir şeyi destekler ve var olmasını sağlar? Elbette öncelikle pisliğimizin özünü ve kabukları anlamalıyız.

Bilin ki, yaratılış gereği ruhların özü büyük bir alma arzusu dedik. Yaratılışın düşüncesine göre tüm doyumu almaya razılar, ancak bu formda haz alamazlar zaten alabilseydiler sonsuza dek O’ndan ayrı kalırlardı, çünkü form farklılığı onları O’ndan ayırırdı.

Ruhun kabını ayıran bu durumu düzeltmek için, O tüm dünyaları yarattı ve iki sisteme ayırdı, şöyle yazdığı gibi: “Tanrı birini diğerine karşı yarattı,” bunlar ABYA olarak bilinen dört kutsal dünya ve karşılarında kirli olan ABYA dünyalarını yarattı. Kutsal ABYA dünyalarına ihsan etme niteliğini verdi ve kendileri için alma niteliğini ayırdı ve bu niteliği kirli olan ABYA dünyalar sistemine koydu. Bu yüzden Yaratan’dan ve kutsal tüm dünyalardan ayrı oldular.

Bu yüzden kabuklara “ölü” denir, şöyle yazdığı gibi, “ölülerin kurbanları (Psalms 106, 28)”. Kötü olanlar onlara çekim duyarlar, hocalarımızın dediği gibi: “Kötülere hayattayken ölü denir,” çünkü içlerindeki alma arzusunun Kutsallığa zıtlığı onları kutsallıktan ve Hayatın Hayatından uzak tutar ve onlar O’ndan bir uçtan bir uca uzaktır. Bu böyledir zira O almak ile hiç ilgilenmez, sadece ihsan eder, ama kabuklar sadece kendi zevkleri için almak ister ve bu durumdan daha büyük bir zıtlık yoktur. Zaten biliyorsunuz ki manevi mesafe biraz form farklılığıyla başlar ve form zıtlığı ile biter ve bu zıtlık uzaklığın hat safhasıdır.

11) Dünyalar sırasıyla bu fiziksel dünyanın gerçeğine indiler, yani bir bedenin ve ruhun olduğu yere, kötülüğün ve ıslahın zamanına. Beden kendi için alma arzusudur ve yaratılışın düşüncesi olan kökünden arı olmayan dünyalar sisteminden gelir, şöyle yazdığı gibi: “ve vahşi bir eşeğin sıpası, adam olacak!” (Job 11, 12) ve o sistemin otoritesi altında ilk on üç yıl boyunca kalır, bu kirlilik zamanıdır.

Tora ve Sevap yoluyla on üç yaşı itibariyle Yaratanına memnunluk getirmek için tutar, akma arzusunu arındırır ve zamanla ihsan etmeye çevirir ve bu yolla kutsal bir ruh ona yaratılışın düşüncesi olan kökünden gelir. Sonrasında kutsal dünyaların sisteminden geçer ve bedende kıyafetleşir. Bu zaman ıslah zamanıdır.

Böylelikle kutsallığın derecelerini Sonsuzlukta ki yaratılışın düşüncesinden edinir, ta ki kişiye yardım edilene kadar ve o zaman kendi için alma arzusu Yaratan’a memnunluk vermek için ihsan etmeye döner ve asla kendisi için olmaz. Bu şekilde kişi Yaratanıyla form eşitliği edinir çünkü ihsan etmek için almak saf ihsan etmek olarak kabul edilir.

Masehet Kiduşin’de şöyle der, önemli bir adama bir şey verir – ona şöyle der – bununla kutsal oldun. Zira Yaratan’a mutluluk vermek için almak mutlak ihsan ve vermek olarak bilinir. Bu koşulda kişi Onunla tümüyle bütünleşir, zira manevi birleşme form eşitliğidir, hocalarımızın dediği gibi “kişi Ona değil Onun niteliklerine tutunur” ve bu koşulda adam yaratılışın düşüncesindeki o haz ve mutluluğun sükunetini edinir.

12) Böylelikle yaratılışın düşüncesinin ruhumuza işlenmiş olan alma arzusunun ıslahı olduğunu net bir şekilde açıkladık. Bunun için O iki tane dünyalar sistemi yarattı, biri birine karşı olarak, ruhlar buradan geçerler ve ikiye ayrılırlar, beden ve ruh, bir birlerinde kıyafetleşirler.

Torah ve Sevaplar (Mitzvot) vasıtasıyla alma arzusunu sonunda ihsan etmeye çevirirler ve böylelikle yaratılışın düşüncesinde ki tüm hazzı alabilirler. Bununla birlikte Onunla gerçek bir bütünlük edinirler çünkü Torah ve Sevap ile Yaratan’la form eşitliği edinirler. Sonrasında kötü olan Öteki Tarafa gerek kalmaz ve tümüyle dünyadan silinir ve ölüm sonsuz dek ortadan kalkar. Dünyaya ve kişiye yetmiş yıllık hayatında geçen altı bin yıldır verilen tüm çalışma sadece onları son ıslaha getirebilmek ve yukarıda bahsi geçen form eşitliğine gelebilmek için.

Şimdi kabuklar ve kirli dünyaların oluşumu ve Onun Yüceliğinden indirilmesi tümüyle net, bedenlerin yaratılması için bu gerekliydi ve akabinde Tora ve Sevaplar ile ıslah edilebilir oluyorlar. Eğer bedenlerimiz bozuk alma arzusuyla kirli dünyalardan aşağı gelmeselerdi asla ıslah etme fırsatımız olmazdı çünkü kişi içinde olmayan bir şeyi ıslah edemez.

13) Elbette hala nasıl olurda alma arzusunun yaratılışın düşüncesi denilen yerden, sonsuzlukta ve bütünlüğün tarif bile edilemediği o seviyeden, alçak ve rezil olarak geldiğini anlamamız lazım. Elbette ruhları yaratma düşüncesiyle, Onun düşüncesi her şeyi tamamlar, zira O bizim gibi hareket etmek zorunda değildir. Bu düşünce vasıtasıyla tüm ruhlar ve dünyalar tüm hazlarıyla ve Onun planladığı tüm sükûnetle son formları olan son ıslahta hemen yaratıldı, şöyle ki ruhlardaki alma arzusunun tümüyle ıslahından sonra ve saf ihsan etme koşulunda, tıpkı Yaratanları gibi.

Şöyle ki Onun Sonsuzluğu, geçmiş ve şimdi birdir, gelecekte şimdi gibidir ve zaman diye bir şey yoktur. Bu yüzden bozuk ve ayrı bir alma arzusunun Sonsuzlukta hiç yeri olmadı.

Tam tersine, o form benzerliği, son ıslahta ifşa olma kaderi olmasına rağmen Sonsuzlukta hemen ifşa oldu. Atalarımız bununla ilgili şöyle der: “Dünya yaratılmadan önce O ve Onun adı birdi.” Alma arzusunun yaratılışın düşüncesinden ayrı olarak formlaşması henüz ruhların realitesinde ifşa olmamıştı, hatta Yaratan’a form eşitliğinde tutunuyorlardı, “O ve Onun adı birdir” koşulunda.

14) Dolayısıyla gereklilikten dolayı ruhun üç hali vardır:

1. hal – Sonsuzluktaki yaratılışın düşüncesindeki, Son Islah denilen hali.

2. hal – Yukarıda adı geçen iki sistem vasıtasıyla ruh ve beden olarak altı bin yıllık dönemdeki halleri, bu safhada Torah ve Sevaplar denilen manevi çalışma verilmişti ki alma arzularını değiştirip kendilerine değil ama Yaratan’a memnunluk getirmek için ihsan etme formunu alabilsinler. Altı bin yıldaki mevcudiyetleri yukarıda adı geçen iki sistem tarafından beden ve ruh olarak ayrılırlar, bu dönem Torah ve Sevapların onlara verildiği dönemdir ki alma arzularını ihsan etmeye Yaratan’a memnunluk getirmek için değiştirsinler ve alma arzuları asla kendileri için olmasın. Bu dönemde bedenlerde hiç ıslah olmayacak, sadece ruhlarda. Bu şu demek, kendileri için her türlü alma koşulunu ortadan kaldırmaları ve ruhun formu olan ihsan etme arzusunda kalmaları gerekmektedir. Haktan yana olanlar bile bu dünyadan ayrılıp bedenleri toprakta çürümeden Cennet’te mutlu olamayacaklar.

3. hal – Bu koşul ruhların Son Islah’ta var olmaları, ölülerin canlanmasından sonra. O zaman bedenlere tam ıslah gelecek ve o zaman beden tümüyle kendi için alma formundan tümüyle ihsan etmeye dönecek ve ancak o zaman yaratılışın düşüncesindeki tüm haz, mutluluk ve iyiliği almaya layık olacak. Böylelikle Yaratan’la mutlak olarak bütünlük edinirler zira şimdi ihsan etmekten sonsuz mutluluk duyar. Kısaca bu andan itibaren bu 3 hali tanım olarak kullanacağım yani, 1. Hal, 2. Hal ve 3. Hal. Burada anlatılan her hali iyi hatırlayın.

15) Yukarıdaki üç hali incelediğiniz zaman, her biri diğeri için gereklilik durumundadır, öyle ki biri iptal olursa diğerleri de iptal olur.

Eğer örneğin, üçüncü halde almayı ihsan etmeye çevirmek materyalleşmeseydi, o zaman birinci hal de materyalleşemezdi.

Bunun nedeni mükemmelliğin orada materyalleşmemesi, çünkü gelecekteki üçüncü hal zaten orada sanki varmış gibi materyalleşmişti. Orada görünen tüm mükemmellik gelecekten şimdiki zamana doğru yansımasıdır, ancak gelecek iptal edilebilseydi şimdiki zaman da olamazdı. Bu yüzden üçüncü hal birinci halin gerekliliğini sağlamaktadır.

Dahası, ikinci halden bir şey iptal olursa, birinci koşul nasıl var olabilir ki? Zira o halde tüm bozulma ve ıslah ve derecelerden yükselme gerçekleşecek. Dolayısıyla üçüncü hal nasıl o zaman gerçekleşebilir? Bu yüzden ikinci hal üçüncü halin var olabilmesi için bir gereklilik.

Sonsuzlukta birinci halin var oluşu da üçüncü haldeki mükemmelliğin var oluşunu içermekte. Bu yüzden kesinlikle ikinci ve üçüncü haller hiç eksiksiz tüm mükemmellikleriyle materyalleşecek.

Dolayısıyla, birinci hal iki zıt sistemin ikinci halde var olmasına olanak kılar ki arı olmayan sistem tarafından kirletilen beden alma arzusunda var olabilsin ve kendisini ıslah edebilsin. Arı olmayan dünyaların sistemi olmasaydı, o alma arzusu olmazdı ve ıslah edemezdik ve üçüncü hale gelemezdik zira “kişi içinde olmayanı ıslah edemez.” Dolayısıyla arı olmayan sistem birinci halden nasıl doğdu sormamız lazım çünkü birinci hal materyalleşmesini ikinci halde gerekli kılıyor.

16) Dolayısıyla kişi seçimin kendisinden nasıl alındığına şaşmamalı, zira kendimizi tamamlayıp üçüncü hale gelmemiz gerekmektedir çünkü bu hal zaten birinci halde mevcut. Ancak şöyle ki üçüncü hale gelebilmemiz için Yaratan bize ikinci halde iki yol ayarlamıştır:

A) Manevi yol olan Torah ve Sevaplar.

B) Istırap Yolu, çünkü acı bedeni rafine eder ve alma arzumuzun formunu Ona tutunmak için ihsan etmeye çevirir. Hocalarımızın dediği gibidir – “Tövbe edersen, iyi, etmezsen, senin üzerine Haman gibi bir kral getireceğim ve o seni tövbeye getirir”. Hocalarımız şöyle dedi: “Bağışlanırlarsa, zamanı hızlandıracağım, yoksa, zamanında”.

Bu şu demek, eğer birinci yol vasıtasıyla bağışlanırsak, yani Torah ve Sevaplar ile, o zaman ıslahımızı hızlandırırız ve ıslaha zorlanarak ve zamana yayılmış acı ıstırabına gerek kalmaz. Etmezsen – “zamanında”. Bu şu demektir anca acı ıslahımızı tamamladıktan sonra ve ıslah bize zorla yaptırtırlınca. Genel olarak Istırabın Yolu aynı zamanda ruhların Cehennemdeki cezalarıdır. Ancak Islahın Sonu, yani üçüncü hal, birinci halden dolayı gerçekleşmek zorunda, öyle ya da böyle. Seçimimiz sadece Istırabın Yolu ya da Torah ve Sevabın yolu. Dolayısıyla ruhun üç halinin nasıl birbiriyle ilişkili ve birbirleri için gerekli olduğunu açıkladık.

Bir Süre İçin Laban İle Beraberdim

21) “Dolayısıyla sen Efendime şöyle diyeceksin Eysaf: Ve senin hizmetkarın Yakup şöyle söyleyecek: Laban ile bir süre kaldım. “Yakup hemen açıldı ki onun önünde bir köleye dönsün ve Eysaf babasının mübarek olan kutsal sayılanlara bakmasın, çünkü Yakup onları son günlere dek bıraktı.

22) Yakup ne gördü ki Eysaf’ı çağırtıp şöyle dedi: “Laban ile bir süre kaldım?” Bunu Eysaf’tan bir misyon olarak mı yaptı? Daha doğrusu Arami Laban, dünyada bir ses yürüdü zira hiçbir adam ondan daha önce kurtarılmadı çünkü o kahinlerin kahiniydi ve en büyüleyici kişiydi ve Be’or un babasıydı ve Be’or Balaam’ın babasıydı şöyle yazdığı gibi, Balaam ,’ Be’orun oğlu kahin. “Ve Laban kahinlikte ve büyücülükte onlardan daha iyiydi, ancak hala Yakup’a hükmedemedi. Ve Yakup’u farklı şekillerde yok etmek istedi şöyle yazar; “Benim babam gezgin bir Aramiydi.” Bu yüzden onu çağırttı ve şöyle dedi , “Laban ile bir süre kaldım” ki gücünü farketsin.

23) Tüm dünya Laban’ın en büyük bilge, büyücü ve kahinlerden biri olduğunu biliyorlardı. Ve Laban’ın yok etmek istediği birisi ondan kurtulamazdı. Balam’ın bildiği herşey Laban’dandı. Balam ile ilgili şöyle yazar; “Bilirim ki o herkimi kutsarsa o kutsanır.” Ve bu Laban’da daha da güçlüydü. Ve tüm dünya Laban ve onun büyüsünden korktu. Dolayısıyla Yakup’un Eysaf’a gönderdiği ilk haber şuydu “Bir süre için Laban ile beraberdim.” Ve kısa bir süre için değil, onunla yirmi yılım geçmiş.

24) Ve eğer bundan hiç kazancım olmadığını söyleyecek olursan, ona şöyle dedi, “Benim öküz ve eşeklerim var.” Bu iki cümle bir araya gelince zarar verir, sadece dünyaya zarar vermek için bir araya gelirler. Demek ki zarar vermek işleri değil ta ki bir araya gelene kadar. O yüzden şöyle yazar, “Toprağı bir öküz ve bir de eşekle beraber sürmeyeceksin.” Zira bunu yaparsan bu iki hergele, öküz ve eşek, birleşip dünyaya zarar verir.

25) “Sürüler ve uşaklar ve hizmetçi kızlar” bunlar Klipot’a ait alt Ketarim (Keter’in çoğulu), Yaratan’ın Mısır’da öldürdükleri. Bunlara “Sığırların ilk doğanları” denir, “Esirin ilk doğanı” ve “Kız hizmetçinin ilk doğanı.” Bu yüzden şöyle yazar; “Sürüler ve uşaklar ve kız hizmetçiler.” Eysaf hemen korktu ve onu karşılamaya geldi. Ve o Yakup’tan Yakup’un Eysaf’tan korktuğu gibi korktu.

26) Bu yolda yürüyen bir kişiye benzer ve yürürken yolda pusuya yatan bir hırsızın haberini duyar. Bir adamla karşılaşır ve ona şöyle der; “Söyle, kimsin sen?” O’na şöyle der; “Ben bir ordunun alayındanım.” Ve ona şöyle der; “Benden uzaklaş, bana yakınlaşan herkese bir yılan getiririm ve onu öldürürüm.” O adam alay komutanına gitti ve şöyle söyledi, “Bir adam geliyor ve ona kim yakınlaşırsa üzerine bir yılan atıyor ve ısırıyor ve kişi ölüyor.”

27) Ve alay komutanı duyunca korktu ve şöyle dedi, “O’na doğru yürümek ve gönlünü almak en iyisi.” Ama adam komutanı görünce korktu  ve dedi ki, “Eyvah komutan şimdi beni öldürecek.” Boyun eğip onun önünde diz çöktü. Komutan şöyle dedi; “Eğer öldürücü bir yılanı olsaydı önümde böyle eğilmezdi.” Komutan kibirlendi ve dedi ki; “Önümde böyle eğildiğin için seni öldürmeyeceğim.”

Ve Yakup Habercileri Gönderdi

Ve Yakup Habercileri Gönderdi

1) ‘O, Kendi meleklerini seni muhafaza etmesi için, senin üzerine görevlendirecek.’ Bir kişi dünyaya geldiği zaman, kötü eğilimi hemen onunla birlikte gelir ve sürekli onun hakkında şikâyet eder, yazıldığı gibi,‘ günah kapıda bekler.’ Günah bekler – bu kötü eğilimdir. ‘Kapıda’ – rahmin kapısı, yani kişi doğar doğmaz demek.

2) Hz. Davut kötü eğilime, ‘günah’ adı verir, yazıldığı gibi, ‘ve benim günahım hep benim önümde,’ çünkü bu adama Yaratanın önünde her gün günah işletir. Ve bu kötü eğilim adamı doğduğu günden itibaren hiç bir zaman bırakmaz ve iyi eğilim bir kişiye arınmaya geldiği zamandan sonra gelir.

3) Ve kişi ne zaman arınmaya gelir? Onüç yaşına geldiği zaman. Bu zamanda bir kişi iyi eğilimle sağda, ve kötü eğilimle solda, her ikisi ile bir bağı olur. Ve bunlar aslında görevlendirilmiş iki melektirler, ve bunlar daima adamla birliktedirler.

4) Eğer bir adam arınmaya gelirse, kötü eğilimi onun önünde eğilir ve sağ sola hükmeder. Ve hem kötü hem de iyi eğilim adamın yolculuğu boyunca tüm yolda onu tutar, yazıldığı gibi, ‘O, Kendi meleklerini senin tüm yollarında seni muhafaza etmesi için, senin üzerinde görevlendirilecek.’

5) Yaratan melekleri Yakup’la beraber çağırdı, tayin edilenlerin kampları, zira o üst kabileleriyle bütün olarak gelir, hepsi bir bütündü, yazıldığı gibi, ‘Ve Yakup yolunda gitti, ve Tanrının melekleri onu karşıladı.’ Daha sonra, Laban’dan kurtarıldığı ve ondan ayrıldı zaman, Kutsallık ona katıldı ve Kutsal meleklerin kampları onu sarmaya geldi. Ve o bu melekleri Esau’ya  gönderdi, yazıldığı gibi, ‘Ve Yakup haberciler gönderdi.’ Elbette, onlar gerçek meleklerdi.

6) ‘Yaratanın melekleri Ondan korkanların etrafını sarar ve onları kurtarır.’ Şöyle yazılıdır, ‘O, Kendi meleklerini senin üzerinde görevlendirecek.’ – birçok melekler. ‘Onun meleklerini senin etrafını sarar.’ – her zamanki gibi melekler. Yaratanın meleği etrafında kamp kurar – Kutsallık, yazıldığı gibi, ‘Yaratanın meleği bir çalının ortasından çıkan alevin içinde ona göründü.’ Böylece, ‘Yaratanın meleği O’ndan korkanları sarar,’ öyle ki onları kurtarmak için onları her taraftan sarar. Ve Kutsallık adamın içindeki gezgin olduğu zaman, tüm Kutsallık oraya ev sahipliği yapmaya gelir.

7) Hz. Davut, Gath Kralı Achish’den kurtarıldığı zaman, yazılanlar şöyle, ‘Yaratanın meleği sarar,’ çünkü Kutsallık onu sardı ve Achish’ten, tüm halkından ve ona saldıran herkesten kurtarıldı. Yazıldığı gibi, ‘ve onların elinde yapmacık olarak kendisini ahlaksız yaptı.’ Şöyle söylenmeliydi, ‘ve kendisini onların ellerinde yapmacıktan deli yaptı.’

8. Ancak, şu demek, ‘bir arzu içerisindeydim.’ Yaratan ona dedi ki, ‘ Lütfen, halen ona ihtiyacın olacak.’ çünkü o Achish’in evine vardı ve ona saldırmışlardı, şöyle yazar, ‘onların ellerinde kendisini yapmacıktan deli yaptı’ ve o zaman Kutsallık geldi ve  Davut’un etrafında oturdu.

9) Dolayısıyla, Kutsallık onun alanında dolanır, bu Kutsal Topraktır. Peki neden Kutsallık Gath’ de onun üzerindeydi. Peki neden onun üzerindeydi, yabancı topraklarda? Elbette şöyle cevap verdi ki o yabancı topraklarda değil ve hiçbir bereket ondan alıkonulmayacak ancak ama kurtarmak için aynı zamanda dışarda bulunuyor. Ve burada Yakup Laban’ın evinden geldiği zaman tüm Kutsal ordugahlar onu sardı ve yanlız kalmadı.

10)  Peki, neden böyle yazar ‘ Ve Yakup yalnız bırakıldı?’  onu saran ve onunla gelen tüm habercilerin kampları neredeydi,  zira yanlız kaldığı zaman  üzerine tehlikeyi getirmişti ve tehlikeyi gözüyle gördü?  Ve  sadece görünmeyen bir tehlikeye karşı onu korumak için geldiklerinden ondan ayrıldılar ve sonra kendini tehlikeye sokmadan önce şöyle dedi ‘Hizmetkarına göstermiş olduğun tüm merhametlere ve de gerçeğe layık değilim.’ Bunlar onu saran haberci ordugahları ve şimdi ondan ayrıldılar çünkü kendisini görünen bir tehlikeye soktu.

11) Haberciler ondan ayrıldı ve Eysaf’ın  tayin ettiğiyle yanlız bıraktılar ki bu ona Yukarının izniyle geldi. Ve bu haberciler şarkı söylerler zira Yaratanın önünde şarkı söyleme zamanı onlarındır.

Haberciler iki nedenden dolayı ondan ayrıldılar:

  1. melekle savaşması için onu yanlız bırakmak.
  2. şarkı söyleme sırası onlarındı; daha sonra ona geri döndüler.

Bu yüzden şöyle yazar, ‘ tüm merhametlere layık değilim… ve şimdi iki kamp oldum.’ Kutsallığın kampı ve  tüm evi bir kamptı, şöyle yazar  ‘ Bu Tanrının kampı.’ Peki, neden  ‘ iki kamp’ der? Şöyle ki iki tam izlenimi olduğuna işaret etmektedir, iki kısım:  beyaz ve kırmızı, Hassadim ve Hochma, sağ ve sol.

12) O gece Eysaf’ın kontrolündeydi – sağ olmadan sol. O zaman, şöyle yazar, ‘ Işık olsun,’ Vav [ İbrani harfi ] harfi hariç. Bu  dördüncü gece, Hassadimsiz olduğu için yansıyamaz. Bu yüzden Yakup yalnız bırakıldı. Yakup,  güneştir, ZA, yalnız kaldı – Nukvasız – çünkü ay, Nukvadır, ve güneş tarafından örtülüydü. Ayrıca , Yaratan’ın koruması tümüyle Yakup’tan alıkonulmadı çünkü onu yenemezdi, şöyle yazdığı gibi, ‘Ve ona karşı galip gelemediğini gördü.

13) Neden ona karşı galip gelemedi? Melek Yakup’un sağına baktı ve  İbrahim’i gördü, o sağ çizginin bütünlüğüdür. Yakup’un soluna baktı, ve  İshak’ı gördü, o sol çizginin bütünlüğü. Yakup’un bedenine baktı ve içinde hem sağ ve sol olduğunu gördü, o orta çizginin bütünlüğüydü ve bütünlüğün olduğu yerde  Sitra Achra’ya tutunulamaz, ancak ölümün olduğu yerde. Bu yüzden ona karşı galip gelemedi. O yüzden kalçasının oyuğuna dokundu sonra  kalçasına dokundu, bedenine yakın ancak bedeninin dışında bir sutündür.orda bir boşluk vardır bu yüzden melek oraya tutundu, ‘ Ve Yakup’un bacağı kasıldı.’

14) ‘ Tanrının meleği onların etrafında O’ndan korkanları sarar ve kurtarır.’ O’nu her tarafından sardı ki Eysafın Bakanından korusun. Ve Kutsallık onun içinde yer alınca birtakımordular ve habercilerin ordugahları onunla geldi ve bu habercilerin arasından Eysaf’a gönderdi.

15) Yakup neden Eysaf’a habercileri göndermek için uyandı? Ona karşı sesiz kalmak daha iyi olmaz mıydı?  Ancak, Yakup şöyle dedi , Eysaf babasının saygısına yönelik endişeli ve onu asla gücendirmedi. Ve babamın hayatta olduğunu bildiğim için ondan korkmuyorum. Dolayısıyla babam hayatta olduğu sürece gönlünü almak istiyorum. Hemen acele edip önden haberciler gönderdi.

16) ‘Kişinin alt tabakadan olup bir hizmetkar sahibi olması üst seviyede olduğuna dair rol yapıp ekmeksiz bir adam olmasında iyidir.’ Bu cümle kötü eğilimle ilgilidir çünkü hep insanlara karşı şikayetçidir. Kötü eğilim insanın kalbini ve arzusunu gururla yükseltir ve adam ve adam onu takip eder ta ki kötü eğilim onun üzerinde gururlanır ve onu cehenneme çeker.

17) Kötü eğilimini takip etmeyen ve hiç gururu olmayan, ruhunu kalbini ve rızasını Yaratana doğru eğer,kötü eğilim döner ve onun kölesi olur zira onu kontrol edememektedir. Bilakis adam kontrol eder, şöyle yazdığı gibi,’ Ve sen ona hükmedebilirsin.’

18) ‘ … kendini büyük göstereni oynayan ’ : kendisine saygısı olan, saçını kıvıran ve ruhunda gurur olur. Ekmeği eksiktir – inancı eksiktir, şöyle yazdığı gibi, ‘ Tanrısının ekmeğini sunar … onların Tanrısının ekmeğini sunar.’ Ekmek Kutsallık demektir. Burda da ekmek eksiktir yani inanç eksiktir, Kutsallık.

19) “Alçak olması daha iyidir…” Bu Yakup, Eysaf’ın önünde kendi ruhunu alçalttı ki daha sonra Eysaf onun kölesi olsun, O’nun üzerine hükmetsin O’nun içinde varolsun. “İnsanlar sana hizmet etsin ve uluslar sana eğilsin.” Şimdi onun zamanı değildi – Yakup’un O’nun üzerine hükmetmesi. Ve alçaktı çünkü Yakup O’nu günlerin sonuna bıraktı. Ve günlerin sonunda, geçmişte derecesi olan O’nun kölesi olacak. O zaman ekmek ihtiyacı olacak olan Eysaf, çok buğday ve şarap verilene köle olacak, Yakub’a.

20) Yakup şimdi O’na ihtiyacı olduğunu biliyordu, O’nun önünde alçaldı. Böylelikle geçmişte Eysaf’a yönelik yaptığı her eyleme göre daha erdemli ve zekiceydi. Ve eğer Eysaf erdemlik sezseydi buna gelmemek için kendini öldürürdü ama Yakup herşeyi erdemlilikle yaptı.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 26 takipçiye katılın